xiii-xx. yüzyıllar arasında anadolu da ve osmanlı devleti nin yayıldığı bütün ülkelerde kullanılmış olan, arapça ve farsçanın etkisi altında kalan türk dili. annemin eski türkçe diye bahsettiği ama hayatında görmediği bir şey.
(°bkz: anne ben manyak oldum)
bu ülkede yüz, yüz elli yıl önce ne olduğunu merak edecek kadar bilince sahip olan insanların paspas altına itmek yerine anlamak için mesai harcaması gereken dil; iyiydi, kötüydü vs.ydi ama yüzyıllarca bu dille yazıldı, çizildi.
bir analoji yaparak anlatmak gerekirse, shakespeare ingilizcesiyle su anki ingilizce arasindaki fark gibidir. nedense acayip hosuma gider. arapca'dan etkilenmis oldugundan oturu bir kelimenin birden cok anlami olur. su zamanlarda osmanli turkcesiyle konusanlar ise entel damgasi yerler, gunluk hayatlarinda boyle konussalar bile.
osmanlıca denilmesinden hoşlanmayanların kullandıkları ifade şeklidir.doğrudur.osmanlıca diye bir dil yoktur çünkü ;bugün kullandığımız türkçenin arap alfabesi ile yazımıdır.özellikle tarih ve türk dili bölümündekilerin kullandıkları bir tabirdir.
okuyan herkesin yazamadığı bir alfabesi vardır (alfaaaabe değil, alfa harfi ve beta'nın ilk hecesi). "hem okudum hemi de yazdım" deyimi buradan gelir. ayrıca bu da çorum türküsüdür. bir de ilvanlım var o da çorum türküsüdür.
ha ne diyorduk evet osmanlı türkçesi... şu an türk tarih kurumu başkanı ali birinci'nin mezar taşı okuyuculuğu ve eski kitap araştırmacılığı varmış. bir yerde bir kitap ismi geçiyor: "bir köy hikayesi". hoca yıllarca araştırıyor, kitabı bulamıyor. meğer osmanlı harfleriyle (arap ya da fars abecelerincen farklıdır) yazılmış bu kitabın adı "bir güvi hikayesiymiş". köy ile güvi kelimeleri aynı harflerle yazıldığı için böyle bir karışıklık olmuş. meselâ gül kelimesini göl, kül, gövel (böyle bir kelime var mı be) diye de okuyabilirsiniz.